Friday, August 05, 2011

Wingardium Leviosa!!!!

2 haftadır kıvranıyorum. Harry Potter 'a gitsem mi gitmesem mi? Bundan önceki 2 filmi çok ağır aksak bulmuştum. Film çıktıktan sonraki hafta duayen  Ar. facebook'tan alenen ' Gitmeyin serinin en kötüsü ' çağrısı yaptı. Tam hadi gideyim eksik kalmasın diye kendimi motive ettiğim gün 17 yaşındaki kuzenimin bilet alıp gittiğini öğrenmek motivasyonumu elimden aldı ( yaşlanmak korkusu).

Bu endişelerimi paylaştığım iş arkadaşlarım '' Olur mu ya, o bizim dönemimizin kültü ki, onun gitmesi garip !' diyerek endişelerimin bir kısmını süpürdüler ( tamam ben de kandırılmaya dünden razıymışım). Ne yani Star Wars' un son 3 'ü yeniden çekseler gitmeyecek mi babanız?

Şaka bir yana bundan önceki iki film bana göre çok dağınıktı. Saatlerce çekim yapılmış sonra da alakalı alakasız yerler, kura yoluyla belirlenmişçesine, kesilmiş gibi duruyordu. Belki  yansıtması gereken kaos ve sıkıntı halini çok güzel zirveye çıkarmıştı; ancak aşırı kopuklu beni rahatsız etmişti.

Nihayetinde cumartesi günü kararımı verip gittim. Böylece ilk tek başına sinema izleme deneyimini de yaşamış oldum. Minik bir seans kaçırma, bilet erteleme macerasından sonra ( ki o da başka bir yazımıza konu olacak.) koltuğuma yerleştim.

Film çok güzeldi. Bu kadar kısa ve net. İki adet nazar boncuğu tadında çok eğreti durmuş sahne vardı. Bunlardan ilki tüm Türklere inanılmaz tanıdık ve absürt gelecek olan Harry ve Dumbledore 'un Araf'taki aksakallı dede sahnesi ikincisi ise Neville'in ateş olsan cürümün kadar kapasiteli hitabetiydi.

Yine de benim gözlerimi doldurmayı başardı film. İyisiyle kötüsüyle bir devir kapandı nihayetinde. Düşünsenize kaç yaşındaydınız bu seri başladığında ortaokulda mı tanıştınız lise de mi? Neyden vazgeçip harçlığınızı arttırıp aldınız kitabınızı? Sıranı altında kitap okurken kaç kez yakalandınız? İlk filme, ikinciye, üçüncüye kiminle gittiniz? Okullar bitti, arkadaşlarınız değişti, işe başladınız. Film şeridi gibi gözünüzün önünden geçiyor hayat.

Kıssadan hisse hem filmi hem de hissettirdiklerini beğendim. Tabi Ar. ile hem fikir olmadığımız bir konu oldu. O uyarlamalara 'sinema sanatı' çerçevesinde baktığını ve bu filmi de kitabın dışına çıkıp bir şeyler geliştiremediği için başarılı görmediğini belirtti. Bense birebir kitaba bağlı kaldıkları için daha memnun izledim filmi. Aslında herkesi memnun etmek hiç bir zaman  mümkün değil.

Yine de siz kendi çağınızın kültünü kaçırmayın derim.

Sunday, July 31, 2011

HOLY BLACK



Bir süre önce billboardlardan bakarak kitap alma alışkanlığı edindim.İlk kez 2010 kasım ayında ' Asi Melekler ' i bu şekilde aldım ve o kadar iyiydi ki ''Angels are the new Vampires' diye kafamda ışıklar yandı. Nitekim melekleri konu alan kitapların devamı da çok çabuk geldi.
Kurtadamlar, vampirler (hatta kedi kızlar) hayranlar oluştururken sadece fantastik edebiyat okuyucuları değil tüm kitap severlerin tutkusu yeniyi ilk keşfeden olmak haline geldi.

Herhalde ben de bu dürtüyle gözümü yeni çıkanlardan ayırmaz oldum. Geçen gün işe giderken metro istasyonlarından birinde gördüğüm 'Holy Black' isimli kitabın afişlerini gördüm...Bakalım kısaca neymiş..hmm... holy diyor.. black  diyor...lanet işleyiciler diye özel yetenekli insanları anlatıyor... hmmm... düşünce baloncuğumla öğle tatilimde kendimi kitapçıda buldum. 

Kısacası , günümüz dünyasında 'işleme' yeteneğine sahip bazı aileler var. Bu ailelere mensup insanlar yeteneklerine göre size şans verebiliyor, duygularınızı ya da bedeninizi kontrol edebiliyor, hafızanızı silebiliyor hatta öldürebiliyor. Dünya da hüküm süren büyük mafya aileleri ya da dolandırıcıların çoğu da bu yeteneğe sahip. Sizi lanetleyebilmeleri için teninize parmakları ile dokunmaları yeterli; bu yüzden insanlar sürekli eldivenler ve muskalarla geziyor.
Nasıl konu bomba gibi değil mi? Ben de hazine bulmuş korsan gibi altın dişlerimi parlatarak, kitabı o akşam bitirmeye niyetlenerek oturdum. Her ne kadar kitap kapağı Alacakaranlık 72 no'lu kitap gibi dursa da umutluydum açıkçası.

Sonuç.. Nasıl anlatmalı? Mükemmel bir fragman; ancak kötü bir Türkçe dublaj ve ve üstün körü kurgu nedeniyle güme gitmiş bir film. (Entourage'da vardı böyle bir bölüm.) Kitap da aynı şekilde çuvallamıştı. Çok büyük ölçüde çeviri kurbanı olduğunu düşünüyorum. Mesela 'işleyiciler' kelimesi Muhakkak ki İngilizce'sinde bir kelime oyunu var; ama bu vurgulanamamış. Sen 'sting' i ya da 'expaliarmus' u çevirmeye çalışsaydın adamı ne yaparlardı biliyor musun? (Erman Toroğlu yorumu)

Konu bir dolandırılıcılık örgüsü üzerinde akmaya çalışıyor, bir dolandırıcının aklı nasıl çalışır vurgusunu da yapmaya çalışıyor; ancak sanki çeviri hikayenin bazı keskin parçalarını yutmuş. Yusyuvarlak bir hikaye kalmış Yusyuvarlak hikaye nasıl olur demeyin. Eğer hikayenin yol sapaklarını algılayamıyorsanız çamura batmış gidiyorsa o yollar, bir hikayeyi güzelleştiren ana hatları kaybetmişsiniz demektir.

Velhasıl, son sürat hayran edinen rakipleri kadar başarılı bulmadım. Konunun güzelliğe hatrına belki orjinal dilinde bir şans daha verilebilir.